“Gazze’de Üniversite Olmak”
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, YÖK Bilim Kafe etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Gazze’de Üniversite Olmak” panelinde, ağır saldırılar altında sürdürülen eğitim mücadelesi ve Gazze’deki üniversitelerle akademik iş birliği imkânları ele alındı. Filistinli akademisyen Dr. Abdulnasır İsa’nın cezaevinde lisans eğitiminden doktoraya uzanan yolculuğu ve zorlu koşullara rağmen kaleme aldığı 17 ciltlik eser, panelin dikkat çeken anlatımları arasında yer aldı.
YÖK Bilim İletişimi Ofisi koordinasyonunda üniversitelerde gerçekleştirilen Bilim Kafe etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Gazze’de Üniversite Olmak” paneli, YTÜ Davutpaşa Otağ-ı Hümayun’da gerçekleştirildi.
YTÜ Eğitim-Öğretim Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Vatan Karakaya’nın açılış konuşmasını yaptığı panelde; YTÜ Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hamza Ahmed Mousa Makhamreh, YTÜ Endüstri Mühendisliği öğrencisi ve Filistin Öğrencileri Genel Birliği Türkiye Başkanı Anas El Saleh ile 34 yıllık hapishane hayatında lisanstan doktoraya uzanan eğitim sürecini tamamlayan Filistinli akademisyen Dr. Abdünnasır İsa konuşmacı olarak yer aldı. Gazze İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Asaad Yousef Asaad da video mesajıyla panele katıldı.
İsrail’in saldırıları nedeniyle Gazze’de yükseköğretimin karşı karşıya bulunduğu ağır koşulların değerlendirildiği panelde, eğitim kurumlarının yıkılmasının öğrenciler ve akademisyenler üzerindeki etkileri, eğitimi sürdürme çabaları ve uluslararası akademik dayanışmanın önemi üzerinde duruldu.
“Gazze insanlığın vicdanını dönüştüren bir üniversitedir”
Açılış konuşmasında Gazze’de yaşananların insanlık ve insan onuru bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden YTÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Vatan Karakaya, işgal ve bombardıman altındaki Gazze’nin dünyaya vicdan ve onur konusunda ders verdiğini söyledi.
Karakaya, “Bir coğrafya düşünün; işgal altında, bombalar altında ama dünyanın kuraklaşmış vicdanına öğretmenlik yapıyor. Materyalist dünyanın peşine düşmüş insana insan olduğunu, onurunu hatırlatıyor. Bedel olarak ne veriyor? Canını.” ifadelerini kullandı.
Gazze’nin yaşadığı yıkıma rağmen insanlığın ortak vicdanına seslendiğini belirten Karakaya, “Aslında Gazze bir üniversite. Gazze bugün insanlığın vicdanını dönüştüren bir üniversitedir. Ama ne hazin ki bu coğrafyanın üniversiteleri yıkılmış, yerle bir edilmiş durumda” dedi.
Gazze’de üniversite çağındaki gençlerin hem ailelerini hem de eğitim ortamlarını kaybettiğine dikkat çeken Karakaya, Türkiye’de öğrenciler yeni dönemde üniversitelerine dönmeye hazırlanırken Gazze’deki akranlarının karşı karşıya bulunduğu koşulların da düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Gazze’nin yarasına merhem olacak eğitim faaliyetleri
Üniversitelerin Gazze’ye yönelik somut katkılar geliştirmesi gerektiğini belirten Karakaya, akademik imkânların eğitim dayanışmasına dönüştürülmesinin önemine değindi. “Gazze için artık nutuklar atmak yerine bir şeyler yapmak zamanı. Biz üniversiteyiz. Gazze’ye katkımız olacak planlar yapmamız gerekiyor” diye konuştu.
Kudüs Platformu Başkanı ile gerçekleştirdiği görüşmeye de değinen Karakaya, “Yıldız Teknik Üniversitesi olarak elle tutulur, gözle görülür, Gazze’nin yarasına merhem olacak eğitim-öğretim faaliyetleri için ayrıca bir organizasyon yapacağız” açıklamasında bulundu.
Önceki yıl YTÜ’de gerçekleştirilen Gazze yürüyüşünü hatırlatan Karakaya, Gazze’de yaşananların gündemde tutulmasının önemini vurgulayarak Kudüs’ün özgürlüğe, Gazze’nin huzura kavuşması temennisinde bulundu.

Gazze’den akademik dayanışma mesajı
Gazze İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Asaad Yousef Asaad, video mesajında Gazze’de üniversitelerin ve akademisyenlerin karşı karşıya kaldığı zorlukları aktardı. Yaşanan acılara ve ağır koşullara rağmen eğitim faaliyetlerini sürdürme iradesini vurgulayan Asaad, Türkiye ile Filistin arasındaki akademik iş birliklerinin önemine dikkat çekti. Gazze’nin eğitim yolculuğunun yeniden güçlenmesine ilişkin umudunu paylaşarak bilim ve insanlık temelinde dayanışma mesajı verdi.

Gazze’de tüm güçlüklere rağmen eğitim sürüyor
“Gazze’de Akademisyen Olmak” başlıklı konuşmasında Filistin’in eğitim tarihine değinen Dr. Hamza Ahmed Mousa Makhamreh ise Osmanlı döneminde açılan okulların bölgenin eğitim hayatındaki yerini anlattı. Batı Şeria ve Kudüs’te ulaşım engellerinin eğitimi aksattığını, Gazze’de ise okulların yaklaşık yüzde 70’inin hasar gördüğünü veya yıkıldığını belirtti.
Eğitim faaliyetlerinin ağır koşullara rağmen devam ettiğini vurgulayan Makhamreh, geçici öğrenme alanlarının sayısının Mart 2026’da 494 iken temmuz ayında 610’a yükseldiğini aktardı. Temmuz 2026 itibarıyla eğitim destek programlarından 435 bin çocuk ve öğrenci ile 10 bin öğretmen ve çalışanın yararlandığını ifade etti.
Bu rakamların ardında çadırlarda, güvenli öğrenme ortamlarından yoksun ve araç gereç eksikliği içinde eğitim mücadelesi veren insanların bulunduğuna dikkat çeken Makhamreh, öğrencilerin ve öğretmenlerin karşılaştığı güçlüklerin günlük hayatın bütününe yansıdığını söyledi.
Türkiye ve Filistin’deki öğrencilerin ortak bitirme projeleri ve tez çalışmaları yürütebileceğini belirten Makhamreh, akademisyenlerin de ortak araştırmalarla bu sürece katkı sunabileceğini dile getirdi. Akademik ve kültürel etkinliklerle farkındalığın artırılmasını öneren Makhamreh, “Bazen akademik iş birliği düşündüğümüzden daha basit olabilir. Ancak etkisi çok büyük olabilir.” dedi.

“Bir milletin geleceği öncelikle sınıflarda yazılır”
“Eğitimle Var Olmak” başlıklı konuşmasını gerçekleştiren YTÜ Endüstri Mühendisliği öğrencisi Anas El Saleh, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin 1911’de zorlu koşullarda başlayan eğitim yolculuğu ile Filistin halkının öğrenme mücadelesi arasında bağ kurdu. Filistin’de eğitimin toplumsal varlığı korumanın ve geleceğe sahip çıkmanın temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı.
UNESCO ve Filistin Yükseköğretim Bakanlığı’nın değerlendirmesine atıfta bulunarak Gazze’deki üniversite binalarının yüzde 95’inin hasar gördüğünü, 22 kampüsün tamamen yıkıldığını ve yaklaşık 88 bin öğrencinin eğitiminin kesintiye uğradığını aktardı.
Türkiye’de eğitim gören Filistinli öğrencilerin yaşadıklarına da değinen Anas El Saleh, ailesini kaybeden veya yaralı olarak tahliye edilen gençlerin üniversite sıralarına dönme çabasını anlattı. Bursların bu öğrencilerin eğitimlerini sürdürmelerindeki önemini vurguladı.
YTÜ ile Gazze’deki üniversiteler arasında somut iş birliği önerileri
YTÜ’nün mühendislik ve mimarlık birikiminin Gazze’deki üniversitelere katkı sunabileceğini belirten El Saleh, ikili iş birliklerine yönelik önerilerini şöyle sıraladı:
“Yeniden inşa mühendisliği üzerine ortak araştırma projeleri, Gazzeli öğrencilere uzaktan ders ve dijital kütüphane erişimi, kalıcı burs kontenjanları ve yıkılan kampüslerin yeniden tasarımına öğrencilerimizin gönüllü teknik destek verdiği ortak stüdyo çalışmaları. Bunların hiçbiri sembolik bir jest değil; her biri, bir milletin kendi geleceğini yeniden inşa etme iradesinin somut bir yansıması olur.”
Eğitimin en ağır koşullarda bile bir milletin geleceğe tutunmasını sağladığını ifade eden El Saleh, “O öğrenci, bugün bir çadırda, yarın belki de bu üniversite sıralarından birinde, öğrenmeye devam edecek.” sözleriyle dayanışma çağrısında bulundu.

Cezaevini medreseye dönüştürdü, 17 cilt kitap yazdı
“Karanlığa Rağmen Eğitime Tutunmak: Filistinli Esirlerin Eğitim Mücadelesi” başlıklı konuşmasında deneyimlerini paylaşan Filistinli akademisyen Dr. Abdünnasır İsa, tutuklamalara, tecride ve eğitim yasaklarına rağmen öğrenmekten vazgeçmediğini anlattı. Cezaevinde mahkûmların birbirlerine ders verdiği bir eğitim ortamı oluşturduklarını belirten İsa, ağır koşullar altında 17 cilt kitap yazdığını söyledi.
Lise ve üniversite yıllarında defalarca tutuklandığını, serbest bırakıldığında yeniden okul sıralarına döndüğünü aktaran İsa, 1994 yılında aranmaya başladığı dönemde de hocalarının desteğiyle eğitimini sürdürdüğünü ifade etti. Üniversiteye gidemediği için derslerini ve gözetim altındaki sınavlarını üniversite binaları dışında 34 yıllık hapishane ve tecrit hayatında tamamladığını belirtti.
Dört yıllık lisans eğitimi sekiz yıl sürdü
1995 yılında Nablus’ta tutuklandığını, sorgu sürecinde fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kaldığını anlatan İsa, cezaevine nakledilmesinin ardından yeniden ders çalışmaya başladığını söyledi. Kitaplara erişim ve üniversite eğitimi hakkının, mahkûmların açlık grevlerindeki temel talepleri arasında bulunduğunu vurguladı.
İsrail makamlarının başlangıçta Filistin ve Arap üniversitelerinde okumalarına izin vermediğini, eğitimlerini İsrail üniversiteleri üzerinden sürdürmek zorunda kaldıklarını aktaran İsa, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında öğrenim gördüğünü belirtti. Ders almasının dönem dönem engellenmesi, hücre cezaları, tecrit ve nakiller nedeniyle 4 yıllık lisans eğitimini 8 yılda tamamlayabildiğini, 2009 yılında ise yüksek lisanstan mezun olduğunu söyledi. Üniversite eğitiminin daha sonra tamamen yasaklanmasına rağmen 2010’da farklı yollarla Filistin ve Arap üniversitelerine kaydolmayı başardıklarını anlattı.
Herkes bildiğini diğerine öğretti
Cezaevindeki eğitim mücadelesinin mahkûmlar arasındaki bilgi paylaşımıyla geliştiğini belirten İsa, üniversitede öğrendiklerini diğer mahkûmlara aktardığını, kendisinin de deneyimli hocalardan ders aldığını söyledi. İslam hukuku, yönetim ve planlama gibi alanlarda çalışmalar yürüttüklerini, yaklaşık 10 yıl sonra mahkûmların eğitim sorumluluğunu üstlendiğini ifade etti.
Mahkûmların karşılıklı olarak öğrenip öğrettiği bu dayanışma, cezaevinde bir medrese ortamı oluşturdu. Öğrenme imkânlarının son derece kısıtlı olduğunu vurgulayan İsa; internet, uygun masa ve çalışma ortamı bulunmadığını, yerde oturarak karton parçaları üzerine yazdıklarını anlattı. Kâğıtlarını saklayarak çalışmalarını sürdürdüklerini belirten İsa, bütün engellere rağmen eğitimin mahkûmlara canlılık ve yaşama iradesi kazandırdığını söyledi.
Yazdığı için hücre cezası aldı, üretmeyi sürdürdü
Cezaevinde kaleme aldığı 17 cilt arasında, İsrail’deki gelişmeleri izlediği “Kaynaklara Göre” adlı serinin de bulunduğunu aktaran İsa, günde yaklaşık bin kelime yazdığını ve çalışmalarını büyük güçlüklerle dışarı ulaştırdığını söyledi. Yazıları nedeniyle iki hafta hücre hapsinde tutulduğunu, dönüşünde ise takma ad kullanarak yazmaya ve yayımlamaya devam ettiğini belirtti.
Cezaevinde siyasi ve stratejik araştırmalar için Hadarat Merkezi’ni kurduklarını, bilimsel toplantılar ve araştırmalar gerçekleştirdiklerini de anlatan İsa, Filistin üniversiteleriyle yürütülen çalışmalar sayesinde yüzlerce mahkûmun üniversite, onlarcasının ise yüksek lisans eğitimini tamamladığını ifade etti.
İsa, eğitim konusundaki ısrarını, kendisine bu çabanın nedenini soran bir görevliye verdiği cevapla özetledi: “Çünkü biz ‘Oku’ diyen bir ümmetiz.”